Editör'den
Kaldığımız Yerden/Editör'den;
Hicran dergisi olarak nihai hedefimiz edebiyatı sevdirmek,şiiri teşvik etmek olacaktır. Ve "ne kadar para o kadar şair" düşüncesindeki edebiyata hizmet rolüne soyunmuş sahte yazar, şair, dergi, gazete, yayınevi, internet sitesi,grup varsa deşifre edip bu işe yeni başlayan genç kalemleri uyarmak olacaktır.Ve Şiirin peşinde değil de şöhretin peşinde koşan "ben,ben,bencileri" önce uyaracağız .Derme çatma bir kitapla isminin yanına utanmadan sanal ortamdan istifade ederek,sözde şiir,edebiyat sitelerine isminin hemen önüne sıkılmadan şair "filan dalanca" ünvanını takarak gerçek şairlere hakaret eden edebiyat canavarlarını deşifre edeceğiz.Onlara şairlik ünvanını halkın vereceğini öğreteceğiz.Onların en belirgin özelliklerinin "imla hataları " bulmak olduğunu göreceksiniz.Anlatım bozukluğu korkusundan sıyrılıp, gönülden gönüle yollar olduğunu keşfedeceksiniz.Biz geldik! yelkenlerinizi açın!. Hicran dergisi ve Hicran yayınları yaklaşık iki yıldır yayın yapmamış,yayın hayatına devam eden dergileri izlemiştir.21. Yüzyıl dedikleri vahşi dünyada edebiyat alanında söz sahibi olmak dünyanın en zor işlerinden biri olmuştur. İnternetinde hayatımıza girmesiyle şair, yazar amatör birbirine karışmış kalite düşmüş,şiirden anlamayan şahıslara şair unvanı verilmiş, tek eskimeyen iş olan edebiyata bayatlık kokusu hakim olmaya başlamıştır.

İşte Hicran dergisinin vazifesi bu kokuşmuşluğa kısmen son vermek olacaktır. Derginiz mi var derdiniz var demektir.
Evet, Türkiye’de ciddi ve her kesim tarafından kabul gören edebiyat ağırlıklı dergi bulunmamakta. Bir
kısım insanlar filanca dergi dese de mutlaka ona muhalefet eden gruplar çıkacaktır.
Önce edebiyat konusunda gruplaşmaya son verip kültürümüze ters düşmeyen evrensel bir değer oluşturmamız gerekmektedir. Bu değer oluşmadığı için Türk edebiyatı sancılar çekmektedir, acılar yaşamaktadır.
Dolayısıyla medyanın sürekli göz ardı ettiği aslında hayatın can damarı olan edebiyat hak ettiği yere ulaşamamıştır.Halk arasında da hor görülüp, küçümsenmektedir.
Bir örnek;
Güzel konuşan birine ilk verdikleri alaylı emir niteliğinde cevabı hatırlayınız:
"Edebiyat yapma bana"Evet, bunu söyleyen halkımızın alış veriş listesi içindeki kitaba verdiği sıraya bakalım.
1. Ekmek
2. Su
3. Peynir
4. Televizyon
6. ...
122. Kitap...
Evet, insanımızın özellikle fakir halkımızın 122 sırada olan bir talebini yerine getirmek ne kadarda anlamlı.Neden dergimizi 1 ytl verip de alsın ki. O paraya 3 tane ekmek alır.
Bir söz hatırıma geldi:
"Ekmek ile hürriyet karşı karşıya geldiğinde hürriyeti seçmediğiniz taktirde özgür olamazsınız."
Kim demiş Türkiye özgür diye. Unutmayın özgürlüğün yolu edebiyattan geçer.O halde halkımız ihtiyaç listesindeki 1. ile 122.Sıraları yer değiştirmek zorundadır.Değiştirmezse ne olur;"Bana edebiyat yapma" der. Şiirlerle uğraşan gence de;"Yağdı yağmur, çaktı şimşek, sendemi şair oldun e..."Bunları demekle kalsa çok, çok iyi. Adı konulmamış köleliğin gölgesinde bir ömür sürer.
Hicran dergisi olarak nihai hedefimiz edebiyatı sevdirmek,şiiri teşvik etmek ve "ne kadar para o kadar şair" düşüncesindeki edebiyata hizmet rolüne soyunmuş sahte yazar, şair, dergi, gazete, yayınevi, internet sitesi varsa deşifre edip bu işe yeni başlayan genç kalemleri uyarmak olacaktır.
Bu konuları yeni sayımızda okuyacaksınız.Ve Şiirin peşinde değil de şöhretin peşinde koşan insanları uyaracağız.
Derme çatma bir kitapla isminin yanına utanmadan şair ... ünvanını takan edebiyat canavarlarını deşifre edeceğiz.Onların en belirgin özelliklerinin "imla hataları " bulmak olduğunu göreceksiniz.
Anlatım bozukluğu korkusundan sıyrılıp, gönülden gönüle yollar olduğunu keşfedeceksiniz.
Edebiyatı "haşa bir din farz edersek" teşbihte hata yoktur,biz yeni bir dine geçiyoruz. Ve bu dinin peygamberlerini belirleyeceğiz,bunlar kim onu Hicran dergisinin yeni sayısında okuyacaksınız.Biz farklıyız.Bende farklıyım diyorsanız eğer ve tabi bize katılıyorsanız bizimle çalışabilir edebiyatın yeni yüzünü çizmemizde yardımcı olabilirsiniz.İrtibata geçin.
Onur, yürek, vefa, cesaret hepsi bu!
Tüm gönülleri çepeçevre kuşatıncaya dek!












