HENRIK NORDBRANDT hayatı ve şiirleri
1945 kopenhag doğumlu danimarkalı şair.Üniversitede doğu dilleri bölümüne yazılmış, arapça, türkçe ve çince öğrenmişdir
bizansa benziyor aşkımız
bizans'a benziyor aşkımız,
son demlerini yaşıyor.
düşünüyorum da,
yüzlerindeki parıltı
caddeleri dolduranların
ya da öbek öbek toplananların
köşebaşlarında ve meydanlarda
fısır fısır konuşanların
yüzlerindeki parıltı,
bana bakıp da
saçını arkaya atarken
yüzünde görülen
parıltıya benziyordur.
düşünüyorum da,
uzun uzun konuşmamışlardır,
konuştukları da havadan sudan,
bir şeyler söylemeye çalışıp
duraksamışlardır,
anlatmayı becerememişlerdir
söylemek istediklerini,
yeniden vazgeçerek
birbirlerine bakıp
yere indirmişlerdir bakışlarını.
çok eski ikonlar mesela
böyle parıldar
yanan bir kentin alevi gibi
veya yaklaşan ölümün ışıltısı
gencecik ölenlerin resimlerinde,
geride kalanların anılarında yaşayan.
sana doğru döndüğümde yatakta,
uzun yıllar önce yanmış
bir kiliseye girer gibi oluyorum
ikonların gözlerindeki
is kalmış yalnızca,
içleri onları yok eden
alevle dolu
AGORAFİLİYA
Çaresizliğim, sevgimsin.
Çılgınlığım, sezgimsin.
Dört bucaktan bana seslene
görmediğim her yersin.
Çığlık atmamak için sığındığım
bu altı dizesin sen
--------------------------------------------------------------------------------
BİR ASYA KÖYÜNDE
İkindi sularında,
Doğudaki dağları aşmış gelirken yolcu,
çiçek açmış şeftali ağaçlarının
arkasında görünen çatlak kerpiç duvarlar;
yolu iki yandan da saran bambu
ormanında birdenbire susuan çocuk sesleri:
Sırasıyla anlatabilmek her şeyi
öyle güç ki.
Öyle güç ki söyleyebilmek her şeyi
neyin önce geldiğini:
Güneş ışığıyla yıkanan,çiçek açmış
şeftali ağaçları mı,
yoksa Doğudaki dağları aşmış gelen yolcu mu.
Türkü mü,
yoksa türküyü söyleten nedenler mi.
--------------------------------------------------------------------------------
BODRUM
Kimsin? Kimsin? Kimsin? Kimsin?
Söyle bana, seher yelleri esmeden,
pas tutmadan yedi çifte kilitler.
Kanımızla yaklaşır makineler gizlerine,
gelincik tarlaları, uzaklığına kemiklerimizle.
Gövdelerimiz müzelerle yaklaşır kalıplarına.
--------------------------------------------------------------------------------
DENİZLİ ANISI
Korlar üstünde bir dans bu yaşam,
yüksek, mavi göğü altında ilkyazın.
Bu dört dize de tutmasa beni,
ben de dans etmeye başlayacağım
--------------------------------------------------------------------------------
EVE DÖNÜŞ
Anan baban
ana baba oldu
başkalarına
kardeşlerin de komşu.
Komşuların
komşu oldu başkalarına,
ve o başkaları
başka kentlerde yaşarlar,
Başka kentlerde eve dönerler
tıpkı senin gibi.
Ve bulamazlar artık seni
ne de sen
bulabilirsin onları.
--------------------------------------------------------------------------------
GÜLLERE HARCADIM BÜTÜN PARAMI
Güllere harcadım bütün paramı, yolumu yitirdim mavide.
Göremezsem seni yarın, öldüm demektir;
Solgun Mart göğü altında denizin açıklarında yatan bir ölü,
oyma süsünden ayrılıp, onun görüntüsünü
pencerelerinde bırakıp gitmiş bir hayalet gemi gibi,
sbir elinde bir gül, öbür eliyse açık ve öne uzanmış
--------------------------------------------------------------------------------
MİDİLLİ'DEN GELEN GÜL
Tanımadığım bir kadın verdi bana bu gülü,
tanımadığım bir kente giderken.
- Ama şimdi o kentte bulunup
yataklarında uyuduktan, selviler altında kağıt oynanıp
meyhanelerinde kafayı çektikten
ve kadının gidip gidip geldiğini gördükten sonra,
ne yapayım bu gülü bilmiyorum.
Gittiğim her her yere gülün kokusu sindi;
toz içinde buruşuk solmuş yaprakları ise,
gitmediğim her yerde.
--------------------------------------------------------------------------------
TOROSLAR
Bilmem hangi birini yeğlemeli
Seni mi sevdiceğim, Toroslara
yoksa Torosları mı güllere
öyle güzel ki Toros dağları
öyle kırmızı ve mis kokuyor ki güller.
Seviyorum seni öylesine.











