ja_koniga

Hicran Dergisi Hayata dair izlenimler
Dünyevî Hayatın En son Tadı: Ölüm PDF Yazdır E-posta
Yazar Administrator   
Çarşamba, 14 Ocak 2009 22:54

 

M. Said İşeri


Gerçeğin sesi insana hep "ölüm yoktur" diye hitap eder. "Ben oyum ki, bana inanan ölümde hayat bulur. Ben ölümden sonra dirilişim; hayatım. Bana inanan hiçbir zaman ölmez; daimi ve ebedi yaşar. Bana inanır mısın?" Tolstoy, bu sözleriyle, birçok büyük insanlar gibi, vicdanının sesine kulak vererek, ölümü daha güzel, sonsuz bir hayatın başlangıcı olarak görmüştür.

Ölümün anlamı, hayatın anlamında gizlenmiştir. Hayata anlam veremeyen insanlardan ölümün manasını bilmeyi beklemek, imkansızı arzulamak gibi bir şeydir. Ölüm, bu dünyadaki zamanımızın sınırlı olduğunu ve ayrılık vaktine kadar vazifelerimizi tamamlamamız gerektiğini hatırlatmaktadır. Başka bir ifadeyle, şimdiki hayatımızda yaptıklarımız, bundan sonraki hayat evrelerimizi etkileyecektir. Bize verilen süre ise, oldukça kısa ve gereksiz yere harcanamayacak derecede değerlidir. Hayatı bir sınav, ya da bir müsabaka olarak değerlendirenler için ölüm her şeyin son bulması demek değildir. Hayat, sınavdan ve müsabakadan sonra da büyük bir hızla devam edecektir. Fakat, sürenin ne zaman dolacağı belirli olmayan sınavda ve müsabakada gösterilen başarı, gayret ve dikkat, hayatın tamamına yön verecektir. Ölüm, sürenin dolduğunu bildiren, müsa-bakayı bitiren zildir. Umutlarla dolu bir hayatın hem başlangıç hem de dönüm noktasıdır.

 
Yeni Efendiler"i Meşrulaştırma PDF Yazdır E-posta
Yazar Administrator   
Salı, 13 Ocak 2009 21:11

 

Yusuf Kaplan


Batı medeniyetinin modernlikle birlikte gerçekleştirdiği seküler meydan okuma, Türkiye'yi de, İslâm dünyasını da derinden sarstı: Bu sarsıntının göğüslenmesi ve aşılabilmesi için hem Türkiye'de, hem de İslâm dünyasında çeşitli siyasi, kültürel ve entelektüel tepkiler geliştirildiğini gözlemliyoruz: Modernliğin meydan okumasına karşı geliştirilen tepkiler, iki ana eksende tezahür etti: Birinci eksen Batılılaşma ekseni. İkinci eksen ise adına "İslâmcılık" denen yeniden-İslâmileşme ekseni.

Giriş: Yenilgi Psikolojini Yenilgiye Uğratmak İçin...

Tarihsel süreç içinde "milliyetçilik" şeklinde ortaya çıkan bir üçüncü eksenin varolduğundan da sözetmek gerekir. Ancak milliyetçilik ekseninin, kimi zaman "İslâmcılık"la, kimi zamansa Batıcılıkla dirsek teması halinde olan geçici/muğlak bir durum olduğunu gözlemliyoruz. Geçici/muğlak bir durum diyorum, çünkü milliyetçilik akımının esas itibariyle Batıdaki modernlik paradigmasının ana unsurlarından biri olması, Batılılaşma projelerinin milliyetçilik ve ulus-devlet çerçevesinde hayata geçirilmesini icbar etti.

 
Yoksulluk İçimizde PDF Yazdır E-posta
Yazar Administrator   
Salı, 13 Ocak 2009 21:05

Murat Çiftkaya

Ey insanlar, Allah'a karşı yoksulsunuz!
Allah ise mutlak Ganî, mutlak Hamîd'dir.
(Fâtır; 35:15)

Fakirliğim gurur kaynağımdır.
(Hadis rivayeti)

Ve daha dedi ki: "Fakrı ve yoksulluğu insanı taşıyıcı kıldım! Kim ona yoldaş olursa, menziline ulaşır; sahralarda vâdilerde dolaşmadan!" "Ya Gavs-ı Â'zâm, fakr ateşiyle yanan ve ihtiyaç ateşiyle münkesir birini görürsen yaklaş ona; şüphesiz ki, benimle onun arasında perde yoktur!"
(Risale-i Gavsiye'den)


Âdem'in çocuklarıyız. Neslimiz Âdem'den, özümüz ise ademden gelme. Varoluşumuzun mayası yokluk ve yoksulluk. Yok-suluz. Bir zamanlar yoktuk. Ne yokluğumuza dair bilgimiz; ne var olmaya gücümüz vardı. Yokluk ile varlık arasındaki sonsuz mesafeden de haberimiz yoktu. Yokluktan çekilip varlığa buyur edildiğimizde her bir varlık mertebesi, elbiseler gibi, yokluk ve yoksulluk özümüzün üzerine giydirildi. Ve bir zamanlar adem iken, âdem olup göründük.

 
İnsanlar Irkıyla Mı Doğar, Irkçılığıyla Mı? PDF Yazdır E-posta
Yazar Administrator   
Salı, 13 Ocak 2009 17:46

 

Bir Nakaratın Düşündürdükleri

Nuri ÇAKIR

Yrd. Doç. Dr. Gazi Üniversitesi Öğretim Üyesi.

Bir şahıs farz edelim: Adı Üzeyir. Otuz yaşına kadar kendisini Türk olarak bilmiş ve iyi bir Müslüman. Sonra ansızın Yahudi asıllı bir dönmenin çocuğu olduğunu öğrenmiş.

Bir mekan düşünelim. Beş-altı dost; Üzeyr de aralarında. Sohbet koyulaşıyor. Konu, Yahudilerin Allah'ın lânetine müstehak olmuş kötü bir kavim olduğuna geliyor. Üzeyr'in Yahudi asıllı olduğunu kimse bilmiyor.

Şimdi kendinizi bir an için Üzeyr'in yerine koyunuz. Ne yapardınız, neler düşünürdünüz?

Heyecanla ayağa fırlayıp, ırken Yahudi asıllı olduğunuzu haykırır, genelleme yapmanın sakıncalarını anlatmaya çalışırdınız.

Salı, 13 Ocak 2009 17:50 tarihinde güncellendi
 
İslam'da Müzik Meselesine Toplumsal Bir Bakış PDF Yazdır E-posta
Yazar Administrator   
Perşembe, 08 Ocak 2009 20:09

Hüdaverdi Adam/Köprü

Doç. Dr., SAÜ. İlahiyat Fakültesi, Kelam Anabilim Dalı Öğretim Üyesi

Bedii zevke yani güzelden hoşlanma zevkine ve selim noksanlardan uzak bir yaradılışa sahip olan her insan, musikiden ve etrafında duyduğu güzel, ahenkli seslerden haz duyar. Hatta musikiden sadece insanlar değil, hayvanlar dahi haz ve lezzet duyar. Musikiden ve ahenkli güzel seslerden hoşlanmayan, manevi bir haz ve lezzet duymayan insan, bedii zevki körelmiş ve selim yaratılışı bozulmuş bir kimse demektir. Bedevi, çöllerde nağmeli ve ahenkli sözlerle musiki söylerken, deve, sahibinin bu ahenkli sözlerine ayak uydurarak tempolu şekilde yürümeye başlarmış. Hatta devenin bu ahenkli yürüyüşünden "Aruz vezni"nin doğduğu söylenir. Güzel bir sesle kurallarına uyularak okunan Kur'an'dan veya sabahın şafağını takip eden alaca karanlıkta okunan ezandan haz duymamak mümkün mü?

Eğlenme, insani yapıdan (fıtrat) kaynaklanan bir istek ve ihtiyaçtır. Beşeri yapının gereği olan hiçbir istek ve ihtiyaç dinde cevapsız bırakılmamıştır. Fakat bu isteklerin tatmini başıboş ve sınırsız da değildir. Günlük hayatın çeşitli problemleri karşısında yorulan, bunalan ve sıkılan insanın meşruiyet sınırını aşmamak şartıyla eğlenmesi, dinlenmesi, ferahlaması caizdir.

 
<< Başlangıç < Önceki 1 2 3 4 5 Sonraki > Son >>

JPAGE_CURRENT_OF_TOTAL

İstatistikler

mod_vvisit_counterBügün122
mod_vvisit_counterDün244
mod_vvisit_counterBu Hafta607
mod_vvisit_counterBu Ay2125
mod_vvisit_counterToplam97399

Web Stats