6 DAKIKADA TARİH SON BELGESELLERDEN

yeniyeniyeniyeniyeniyeniyeniyeni
Yazdır
PDF

Kur'anca İletişim

eğitimci/şair/yazar tarafından yazıldı. on .

 

“Doğrudan Kur’andan alarak ilhamı,

Asrın idrakine söyletmeliyiz İslâm’ı” M.Akif Ersoy.


İnsanın görevi; her türlü fedakarlığı yapmak, diğer insanlara yardım etmektir. Bunun adına- içinde Allah rızası varsa- ibadet denir. Zaten;  art niyetsiz, samimi olarak yapılan her şeyin adına aynı zamanda “AMEL-İ SALİH” denir. Kur’an-ı Kerim’de: “İnsan zarardadır. Ancak iman eden, amel-i salih işleyen ve hakkı, sabrı tavsiye edenler hariç....” buyurulur.

“İnandım, iman ettim, ben de Müslümanım...” demek yetmiyor. İşin içine eylem, aktivite, fiil girmeli, mutlaka söylemlerimizi eyleme dönüştürmeliyiz. Üzümün çöpü, armudun sapı var, demenin manası yok. Bu insanlar bizim insanımız. Biz nasıl insan isek, diğerleri de aynı şekil ve biçimde insandır. Rengi, ırkı, milliyeti, inancı, kültürü, mensubiyeti, mezhebi.... ne olursa olsun!

 

Çektiğimiz sıkıntıların kökeninde; söylemi çok, eylemi az yapmak  yatmaktadır! Ne hikmetse çok konuşuyor, az çalışıyoruz! Halbuki, çok çalışıp, az konuşmamız gerekmez mi?

Hep: “İnsanlarımız, eğitimden yoksun, onları din eğitiminden mahrum  bıraktılar....” gibi laflar ediyoruz. Ama: “Haydi sen, bir bilen olarak bu işe el at, çocuklarımızın dini eğitimini üstlen”. Dendiğinde niçin kenara kaçıyoruz? Köylerimizde dinini bilmeyen, Kur’an okumasından habersiz bir çok insanımız var. Neden köylerde görev yapmayı denemiyoruz? O kadar ki köylerimizin bir kısmında; boy abdestini, namaz abdestini, namaz kılmasını bilmeyen insanlarımız mevcut! Bunların  vebali kimin? Hizmet yapmak istiyorsak, kaçmadan ve yer şartı koşmadan, insana sadece insan olduğu ve onların öbür âlemde cezaya çarptırılmamaları için elimizden geleni yapmaya mecburuz. Her şeyi okullardan, diyanetten, din görevlilerinden, devletten  beklemek yanlıştır. Allah’ın emri, herkesedir. Müslümanlığın tadını almak, adaletin, eşitliğin, kardeşliğin, mutluluğun hazzına varmak isteyenler, rahatını bir kenara bırakıp insana hizmete koşmalıdır. Hizmette; fedakarlık, cefakarlık, sıkıntılara göğüs germek, sabır, sebat... vardır.

Her iş veren yanında çalıştırdığı insanların eğitiminden birinci derecede sorumludur. Eğitimi sadece okulla sınırlı kılamayız. Ailede, okulda, çevrede, hayat boyu eğitim vardır. Onun için Allah; “RABBÜ’L ÂLEMİN”dir.  Bütün kainatın eğitimcisi. Ölmedikçe, mezara girmedikçe elimizin altındakilerin eğitiminden uzak kalamayız. İlgisizlik, bana necilik, vurdumduymazlık... yoktur.

Bir ilahiyatçı olarak; kendimi insanların dini eğitimi konusunda sorumlu tutuyor ve nerede olursa olsun, zaman ve mekan gözetmeksizin, ülke  ayırımı yapmadan, bütün dünya insanlarını dini eğitime tabi tutmanın  birinci derecede bir görev olduğunu söylemek istiyor, bütün ilahiyatçı ve ilahiyatlıları göreve çağırıyorum. Çünkü bu insanlar dini eğitim aldıkları için din eğitimini en iyi ve hatasız biçimde verirler. İşi, ehil ellere bırakmak gerekir.  Bu konuda konferanslar vermek, seminerler tertip etmek,  ev ev, iş yeri iş yeri dolaşıp insanların gönlünü fethetmek şarttır diye düşünüyorum. Neden mi? Tarihte; Abdalân-ı Rum, Gâziyân-ı Rum, Bâcıyan-ı Rum denilen kimseler vardır.görevleri; hiçbir insanı atlamadan, tek tek, fert fert, eğitimden geçirmek, dini eğitimden mahrum etmemek! Sağlam bir ülke yönetimine sahip olmak istiyorsak, mutlaka insanlarımızı dini  ve manevi eğitimden geçirmek zorundayız.

Kim elini çabuk tutarsa, kim yaşarken, mutluluğu yakalamak isterse, dini eğitime önem vermelidir! Bunun çeşitli yöntemleri mevcut. Burada bu konuya girecek olursak, ne sayfamız yeter, ne zamanımız. Ancak uygulamak ve yerinde bizzat göstermekle mümkündür. Yeter ki talep olsun, yeter ki insanlarımız arzulu durumda bulunsun.

Din eğitimi vermek için; vakıflar, dernekler, kültür merkezleri... kurmak, kitaplarla, dergilerle, sinema ve tiyatro gösterileri ile devamlı insanları meşgul etmek gerekir. Hıristiyanların filmlerinde sık sık haç ve kilise ön plana gelmiyor mu? Her yabancı filmin içinde Hıristiyanlık kokmuyor mu? .....

Kur’an Bizden Ne İstiyor?Hz. Muhammed (s.a.s.)’in insanlığa getirmiş olduğu evrensel mesaj Kur’an, insanlığı dünya ve ahirette mutluluğa kavuşturmak için vahyedilmiştir. Peki Kur'an biz inananlardan ne istiyor? Bu soruya Kur'an ışığında cevap verecek olursak;
Kur'an bizden;
1- Okunmasını,
2- Üzerinde düşünülmesini,
3- Anlaşılmasını,
4- İhlâsla açıklanmasını,
5- İbret alınıp, hayatta tatbik edilmesini istemektedir.
Şimdi bu hususları kısaca açıklayalım:
        1- Kur'an okunmasını istemektedir: Hz. Peygamber'e ilk gelen vahyin okumayı emretmesi bu bağlamda pek anlamlı ve bizim için ilham vericidir. Nitekim Yüce Allah ilk inen ayette şöyle buyurmaktadır: "Yaratan Rabbinin adıyla oku. O, insanı alaktan (kan pıhtısı biçimini alan embriyodan) yarattı. Oku, Rabbin en büyük kerem sahibidir." (Alak, 1-3)
         "Kendilerine verdiğimiz Kitab'ı gereğince okuyanlar var ya, işte ona ancak onlar inanırlar. Onu inkâr edenler ise kaybedenlerdir." (Bakara, 121) Tümüyle insanı anlatan ve insanla ilgili olanı tespit eden bu ayetler, insana, "yaşam boyu eğitimi" zorunlu kılmaktadır. Hz. Peygamber (s.a.s.) de bütün hayatı boyunca bu ilkeyi tatbik etmiş, Kur'an ahlâkıyla ahlâklanmış ve müminleri kadın-erkek ilim tahsiline, Kur'an'ı yaşamaya yönlendirmiştir.
         2- Kur'an, üzerinde düşünülmesini istemektedir: Kişinin gerçek mutluluğa ulaşması, içerisinde insanlık için bütün saadet ilkelerini içeren Kur'an'ın hikmet dolu prensiplerini uygulaması ve onun gösterdiği yola yönelmesiyle gerçekleşebilir. Pek açıktır ki, bu hikmetli prensiplerin ruhuna uygun olarak davranabilmek de, Kur'an'ın derinlemesine düşünülmesi ve anlaşılmasıyla mümkündür. Zira Kur'an'ı okurken okunan ayetlerin manalarını düşünmek Yüce Allah tarafından istenen bir husustur. Nitekim Yüce Allah: "Allah, düşünesiniz diye size ayetlerini böyle açıklıyor." (Nur, 61; Bakara, 219, 266) buyurmaktadır. Bazı ayetlerde de: "Onlar hâlâ o sözü (Kur'an'ı) düşünmediler mi? Yoksa onlara, ilk atalarına gelmeyen bir şey (bir Peygamber ve Kitab) mı geldi? Yoksa peygamberlerini tanımadıkları (onun doğruluğunu, dürüstlüğünü bilmedikleri) için mi onu inkâr ediyorlar? Yoksa 'Onda bir delilik var mı diyorlar? Hayır o, hakkı getirdi fakat çokları haktan hoşlanmıyorlar." (Mü'minûn, 68-70) “Kur'an'ı düşünmüyorlar mı?...” (Nisa, 82); “Kur'an'ı düşünmezler mi? Yoksa kalpleri kilitli midir?" (Muhammed, 24) diyerek, Kur'an'ı düşünmeyenleri yermektedir.
         3- Kur'an, anlaşılmasını istemektedir: Kur'an'ın hikmet dolu prensiplerinin uygulanabilmesi için elbette ki, onun önce anlaşılması gerekir. Yüce Allah çeşitli ayetlerde; "Biz onu, anlayasınız diye, Arabça bir Kur'an olarak indirdik." (Yusuf, 2) "Biz, düşünüp anlamanız için onu Arabça bir Kur'an yaptık" (Zuhruf, 3) buyurarak, bizden Kur'an'ı anlayarak okumamızı istemektedir.

         Hz. Peygamber de Kur'an-ı Kerim'in manasının anlaşılmasının lüzum ve önemini belirtmekte, kurtuluşun ancak, onu doğru anlayıp prensiplerini uygulamakla gerçekleşebileceğini açıklamakta, bu Yüce Kitabı, üzerinde düşünmeden okuyup geçmenin hatalı bir davranış olduğunu vurgulamaktadır. Bir hadis-i şerifte ise şöyle buyurmaktadır: "Sizin en hayırlınız Kur'an'ı öğrenen ve öğretendir." (Buhârî, Fadail, 21)
Sevgili Peygamberimiz bu hadisinde, öğrenip öğretmekten maksadın, Kur'an'ın hem okunuşunun, hem de manasının öğrenilmesi olduğunu ifade etmektedir. Zira anlamadan bir şeyi ezberlemek, tam ve kâmil manada onu öğrenmek demek değildir. Yalnız Kur'an'ı yüzünden okumakla yetinmek, mana ve hükümlerini anlamaya çalışmamak doğru bir davranış olamaz. Asıl bizden istenen, ilâhî kelamın manasını anlamaya çalışmak ve Allah'ın mesajından haberdar olmaktır.
         Ebû Said el-Hudrî (r.a.), Rasûlüllah (s.a.s.)'ın şöyle buyurduğunu işitmiştir: "İçinizden öyle gruplar türeyecektir ki, siz onların namazları yanında kendi namazlarınızı, oruçları yanında oruçlarınızı, amelleri yanında amellerinizi basit ve küçük göreceksiniz. Onlar Kur'an da okuyacaklardır. Fakat Kur'an'ın feyzi onların boğazlarını geçmeyecektir. Onlar okun yaydan geçtiği gibi dinden çıkacaklardır..." (Buhârî, Fadail, 35)
Bu hadisten anlaşıldığına göre, Kur'an'ı yalnız diliyle okuyup da, üzerinde düşünmeyen, manasını anlamayanlar, ondan gereği gibi yararlanamayacak, onun esprisini kavrayıp kalp ve ruhlarına yerleştiremeyeceklerdir.
         4- Kur'an, ihlâsla açıklanmasını istemektedir: Kesin olarak bilinmelidir ki, Kur'an'ın öğretileriyle amel etmek ancak Kur'an'ı düşünüp manasını anladıktan, onun içerdiği nasihat ve uyarılara vakıf olduktan sonra mümkün olur. Bu da, Kur'an ayetlerinin bildirdiği hükümleri beyan edip açıklamakla gerçekleşebilir. Kur'an'ı açıklayan ilme "İlmü't-Tefsir" denir. Kur'an, nüzûlünden günümüze kadar tefsir edilmiş, kıyamete kadar da tefsir edilecektir. Çünkü insanlar ondaki hakikatlerden ancak bu yolla istifade edebilirler. Nitekim Yüce Allah: "Gerçekleri iyice bilmek isteyenlere ayetleri apaçık gösterdik." (Bakara, 118) buyurmaktadır. Başka bir ayette de: "(Onları) açık deliller ve kitaplarla gönderdik, sana da bu zikri (Kur'an'ı) indirdik ki, kendilerine indirileni insanlara açıklayasın, ta ki düşünüp öğüt alsınlar." (Nahl, 44) buyurarak, Hz. Peygamber'in Kur'an'ı insanlara açıklamasını istemektedir. Hz. Peygamber, gelen vahyi tebliğ etmesiyle, canlı ve hayatla içice kişiliğiyle Kur'an ayetlerini, hem fiiliyle (davranışlarıyla) hem de kavliyle (sözleriyle) tefsir etmekteydi. Yani o, Kur'an'ın yaşanabilir olduğunun somut örneğiydi. Nitekim Sahâbîler, Hz. Âişe validemize Rasûlüllah'ın ahlâkı nasıldı? diye sorduklarında; Hz. Âişe: "Siz Kur'an okumuyor musunuz? Rasûlüllah'ın ahlâkı Kur'an'ın kendisiydi." (Müslim, Müsâfirîn, 139) buyurmuştur.
         5- Kur'an, ibret alınıp, hayatta tatbik edilmesini istemektedir: "(Bu Kur'an), çok mübarek bir kitaptır. Onu sana indirdik ki, ayetlerini düşünsünler ve akl-ı selim sahipleri öğüt alsınlar." (Sa'd, 29) Bu ayette de belirtildiği gibi, Kur'an, ayetlerinin düşünülmesini, içerdiği hakikatlerden ibret alınmasını ve hayatta tatbik edilmesini istemektedir.
         Kur'an, getirdiği genel prensipler, anlattığı tarihî olaylar ve kıssalar ile içerdiği hükümlerin hepsi, insanı, dünya ve ahirette saadete götürebilecek niteliktedirler. Onu anlamadan hayata geçirmek, üzerinde düşünmeden ibret ve dersler almak, fikir plânında incelemeden hikmetlerinden yararlanmak mümkün değildir.
         Kur'an'a tam olarak uymanın ve gösterdiği yoldan gidebilmenin en önemli şartı, onu doğru olarak okuyup ruhunu, özünü kavramakla mümkündür. Kur'an'ı anlamadan yaşamak veya yaşamaksızın okumak, her ikisi de Kur'an'a karşı saygısızlıktır. Bu yüzden Kur'an'ın, mutlaka anlaşılacak biçimde okunması gereklidir. Bunun için de kişi, öncelikle okuduğunu anlamaya engel sayılabilecek hâl ve durumlardan, kurtulmalıdır.
Kur’anca İletişim deyince; Kur’an anlatımıyla insani eğitim, vahiy ışığında insana anlatımlar, Allah’ın insanlara mesajları, bu mesajların unutulmaması, tarih sayfalarında kalmaması için; Kur’anın devamlı okunması, Allah’a karşı dua edilmesi, tevbe içinde olunması, istiğfarda bulunulması, kanaatkar bir vaziyette olunması, şükretmek, peygamberlerin gönderilmesi, Kur’anın- ki içinde tamamen insanlara yönelik ifadeler yer alır- dediklerine uyduğumuz, ayak uydurduğumuz zaman temiz toplumun oluşturulacağı, ahlak ilkeleri, hayat tarzı.... anlaşılır.

Kur’anca İletişim konusunda bir kitap hazırlamaya karar verdiğimde aklıma öncelikle ve en önemli olan; Kur’anın; insana bakışı, insanı kişisel olarak nasıl bir yere koyduğu, insan psikolojisi, kişisel olarak gelişen insanın; insan-ı kamili oluşturduğu, insan-ı kamil olan insanın... özellikleri geldi.

Kur’anca İletişim, aynı zamanda; “Kur’anla iletişim” ve “Allah ile İletişim”demektir. Peki bu konunun içine neler girer? Allah ile iletişim deyince neler anlarız?  Öncelikle; iyi niyet yani ihlas, sonra tevbe, ardından dua, en son olarak da; amel-i salih dediğimiz iyi tutum ve davranışlar... Kur’ana baktığımız zaman; kişisel gelişimin ön plana alındığını görürüz. Kişileri, insanları tek tek, fert fert içten fetheder. Ruhları gergef gergef işler. İslâm potasında eritmek, Kur’an ahlakıyla ahlaklandırmak için bütün çabayı harcar. Bunun için Hz. Aişe; “Peygamberimizin ahlakı, Kur’an ahlakıydı” der. Bu yüzden sevgili peygamberimiz: “Ben mekarimi ahlakı(En güzel ahlakı) tamamlamak için gönderildim” buyurur. İşte bu bakımdan, İslâm, güzel ahlaktan ibarettir.

Kur’anca iletişimi iyi sağlayamayan bir insanın, ne diğer insanlar yanında, ne toplumlar yanında ve ne de dünyada değeri olur. iş yaparken iletişimin güzel olması, konuşurken iyi iletişimin yerine getirilmesi... şarttır. Bunların sağlıklı olmasının yolu da; kendi iç âlemimizden geçer. Bugün bütün dünyanın muhtaç olduğu, terörün kol gezdiği bir ortamda şiddetle ihtiyaç duyduğumuz bir husustur; “Kur’anca İletişim”. Kur’anca iletişimi yerine getirenlerde; terör, anarşi, kavga, savaş, insanlık dışı tutumlara yer verilmez. Kur’anca iletişime aynı zamanda; “İnsanca İletişim” de diyebiliriz. Kur’anca İletişim= İnsanca İletişim= Medeni Yaklaşım= Huzur= sevgi= kardeşlik= Barış= Cennet gibi bir dünya.....Eğer kitabım, yararlı bir hizmet yapacaksa ne mutlu. Mesele kitap yazmak değil. Yazılanların okurlara bir şeyler vermesi, davranış değişikliğine sebep olmasıdır. “Çayca gidip, yolca gelmek”, “Kellim kellim la yenfa’”, “Niçin konuştuğunuzu yapmıyorsunuz?”, “ma la ya’ni” “Geyik sohbetleri”......gibi bize bir şey vermeyen, bizi biz yapmayan, bize bazı artı değerler kazandırmayan kitapların varlığından ziyade, yokluğu iyidir.

Kazım Öztürk

                                                                  

Add comment


Security code
Refresh