Metodolojik İslam Düşüncesi
Tarışmalara "Valla niyetim bir tartışma başlatmak değil amma..!" klişesiyle
başlanır ya! Biz öyle yapmıyalım isterseniz. Çünkü benim niyetim bu konuda bir
tartışma başlatmak; hem de uzun zamandır!
Metodolojik düşünceye sahip olmayan birine yöntem önermenin bir anlamı yoktur herhalde. Sahip olanlar da kendi geliştirdikleri/buldukları yöntemleri önereceklerdir.
"Başkalarının önerdiği yöntemle düşünmek!" Açıkçası bana fazlasıyla problemli geliyor.
Kaldı ki öyle bir tartışma söylenenleri tekrardan öte bir anlam taşımıyacaktır. Zaten,
düşüncesini ifade eden herkes (zımmen) kendi yöntemini de önermiş olmuyor mu ?
Geçtiğimiz aylarda sıkça duyduğumuz, bir önerme vardı! "Müslümanca düşünmeyi yeniden
denemek" üzerine! İlginçtir, bu öneri pek kabul görmedi. İlginç!
* * *
Müslümanların güçlü oldukları dönemlerde kurdukları güçlü devletleri, İslama nisbet
ederek İslam devletleri olarak nitelemekle başlıyor problem aslında! Ve Problem,
müslümanların kendilerini, geçmişlerini, oryantalist bakış çerçevesinde, modernizmin
kavramlarıyla sogulama alışkanlığı ile devam ediyor. Yine müslümanların, kendilerine
dönük öz eleştiriyi, modernizmin medeniyet tasavvuru, tanımı, tarifi üzerinden
yapmaları, problemi büyüterek devam ettiriyor!
Bana sorarsanız, asrı saadet dönemi (Resulullah (s.a.v) sonra da bir müddet devam eden
süreç) hariç, müslümanların güçlü oldukları, hakimiyet kurdukları tarihin hiç bir
dönemin de; (siyasi, askeri, ictimai, mimari, edebi, ilmi alanlarda, gelişmelerin
doruğa ulaştığı dönemler de dahil) bir İSLAM medeniyetinden söz edilemez! Belki,
İslamdan etkilenmedir söz konusu olan! Bu etki, bir çok uygarlık için söz konusudur.
Temeli, beşeri zaafları ÖNCELEYİP insani HASLETLERİ öteleyen bir güç ve iktidar
mücadelesine dayanan "gelişmeler"i, medeniyet göstergesi olarak değerlendiren algılama,
İSLAM DÜŞÜNCESİNİN tezahürü olamaz!
* * *
Sürekli olarak, batıda tebarüz eden felsefi akımlara gönderme yapan, batılı aydınları
(filozofları) referans gösteren bir "zihinsel teslimiyet" ile İslami düşünce arasında
ki uçurum endişe vericidir. Kendi kaynaklarından beslenmeyen, insanlığa kendi değerleri
ile bir "yaşam tasavvuru" sunamayan "İslam düşüncesi" nin ne kadar "yerli" ne kadar
"otantik" ne kadar "kendisi" olduğunu çok merak ediyorum!
Yararlanmak, etkilenmek ile, referans göstermek arasında ki mesafeyi yok ederek
"eklemlenmek!" ciddi bir problemdir. Yenilmişlik sendromu mudur, "kompleks" midir
"özenme" midir bilmiyorum ama, 'İSLAM DÜŞÜNCESİ' ni engelleyen ciddi bir problem olarak
görüyorum.
* * *
Anlama çabası içinde, araştırmak, sorgulamak için gerekli ve yararlı olan "şüphe" nin
İMAN'da yeri yoktur! İman ettikten sonra; eşyayı, olayları, sözleri ve davranışları,
kayıtsız şartsız inandığımız vahyin inşa ettiği AHLAK ile meşrulaştırırız! Ondan
bağımsız bir meşruiyet de YOKTUR!
Vahiy öncesi bakışla, hakikati aramak için işleyen "felsefi akıl", vahiy gelmemiş gibi,
yokmuş gibi işlemeye devam edip, Ondan bağımsız, hakikat aramak gibi bir işlev
üstlenirse, sorunlarla karşılaşır! ŞÜPHE imanın unsuru değildir. İMANDAN sonra arayış
BİTER! Arayış hala devam ediyorsa, bir imandan söz edilemez!
Sınırsız özgürlük yoktur; düşüncede de! Firene basamıyorsan, kontrol edemiyorsan bırak
özgür olmayı, neyin tutsağı olduğunu da bilemezsin!
Felsefenin İslamı aranıyorsa, öyle bir İSLAM yok! Bulunduğu zannedilenlerin İslamla
ilşkisi olmadığını görüp söylüyoruz. İslamın felsefesi ise aranan; eyvallah! İslam
felsefesi... Belirleyici olan, özne olan İSLAM! "
Felsefenin temeli olan ŞÜPHE yi İslam düşüncesinin içine S-O-K-A-M-A-Z-S-I-N-I-Z!
Dolayısı ile İslam düşüncesi kendi felsefesini üretip, ortaya koymak zorundadır.
Şüpheleri yok eden, varoluşu anlamlandıran felsefesini.
* * *
Ben iddia ediyorum! İslama nisbet eilen literatürün tümü Kur'an merkezli değildir.
(Bu ifadeden kastım; literatürde bulunan her görüşün Kur'an merkezli olmadığıdır.)
Eğer siz, farklı fıkıh ve kelam ekollerini (mezheplerini) doğuran AYRILIKLARIN, salt
Peygamberin rahmet olarak nitelediği "İHTİLAF"lardan kaynaklandığını düşünüyorsanız!
Bu ön kabulü "imanın şartlarından" sayıyorsanız!
Ya da, aslında "Kur'anın FİİLİ tefsiri niteliğinde bir HAL" olmak dışında anlamı
olmayan (Hz. Aişe'nin Resulullahın ahlakını soranlara; siz Kur'an okumuyor musunuz?
cevabında anlamını bulan) tasavvuf'un farklı mecralara sürüklenmesini, salt Peygamberin
rahmet olarak nitelediği "İHTİLAF"lardan kaynaklandığını düşünüyorsanız!
Eğer, Emevi- Abbasi saltanatları arasında ki çatışmaların, salt Peygamberin rahmet
olarak nitelediği "İHTİLAF"lardan kaynaklandığını düşünüyorsanız! Yanılırsınız. Ve
zorunlu olarak geçmişi kutsayıp "din"leştirdiğiniz geleneği muhafaza edip
"rahatlarsınız!"
Geleneği tümden reddederseniz; bu defa sorgulayacağınız, eksiğini tamamlayıp
yanlışlarını düzelteceğiniz, ya da ürettiği değerlerden istifade edeceğiniz bir
düşünce mirası kalmaz ortada! Yapılması gereken; Muhtelif düşünceler arasında ki
İHTİLAF ile, nifak ve sapkınlığı birbirinden ayırmaktır. Muhtelif düşünceler aradında
ki İHTİLAF ile, NİFAK arasında ki farkı ortaya koymadan; "düşüncedeki saflığı ve
hakikiliği nasıl anlayacağız? Fikrî anlamda ne ile, nereden, nasıl beslendiğimizin
hakikiliği nedir?" sorularına cevap bulamazsınız. Bu farkı ortaya koyacak kriterlere
sahiptir müslüman.
Öncelikle, asırlara yayılan düşünce kirliliğinin zihinlerimizde bıraktığı "tortu"ları
temizliyelim hepimiz! Benim zihnimde ki "tortular", sizin zihninizde ki "tortular" dan
daha temiz değil! Abbasilerin zındıklarına zındık! Osmanlının zındıklarına "veli"
muamelesi yapanların "yöntemine" ne dersiniz? İyi midir?
Dedim ya! Benim niyetim bir tartışma başlatmak!











