Biraz huzur istiyorsanız işte taktik
Prof. Dr. Osman ÖZSOY
Yıllar evvel İstanbul’un zengin muhitlerinden birinde oturan varlıklı bir işadamının evinde misafirlikte iken, konuklardan biri ev sahibine neden sürekli kartal marka beyaz bir araca bindiğini sormuştu.
Ev sahibinin cevabı ilginç oldu: “Dostlarımı üzmemek için” dedi.
İzahında ise, aslında çevremdeki insanlar hep aynı araca bindiğimi sanıyorlar ama yeni modeli çıktığında ben kartal marka aracımı sürekli yeniliyorum, ama marka değiştirmiyorum” dedi. Dediğine göre, pahalı ve gösterişli arabalara binerek dostlarını üzmek istemiyormuş.
Aradan geçen 20 sene içinde bu tespiti hiç unutmadım.
Her birimizi ancak etrafımızdaki insanlar kıskanırlar. Bizi tanımayanların bizlerle sorunu olmaz. Haset alevi öyle bir kıvılcımdır ki, önce bu duyguyu taşıyanları kavurur, kontrol edilemezse etrafındakilere de zarar verir.
Kartal marka binek otomobil sahibi oldukça varlıklı işadamının sözünü 20 yıl sonra bugünlerde neden hatırladığımıza gelince…
Yıllardır hissedip de kelimelerle formülize edemediğim yukarıdaki tespitle birebir örtüşen bir söze hiç ummadığım bir yerde denk gelince, kendisini tanımadığım yanımdaki beyefendiden hemen bir kalem rica ettim ve sizlerle paylaşmak üzere küçük bir kâğıda not ettim. Aşağıda okuyacağınız satırların yaşamın ve sosyal ilişkilerin şifresini çözmeye matuf müthiş bir söz olduğunu düşünüyorum.
1613–1680 yılları arasında yaşayan ve “Nehirler denizde kayboldukları gibi, erdemler de çıkarda kaybolurlar” diyen Fransız ahlâkçısı La Rochefoucauld (asıl adı François'dir), Kral Louis’in ölümünden sonra prenslerin ayaklanmasına katılır ve saray entrikalarına karıştığı için sürgün edilir. Bu mücadeleler sırasında gözlerinden yaralanan ve hayatın acı gerçekleriyle yüzleşen La Rochefoucauld daha sonra kendisini edebiyata adar. Ömrünüm geri kalan kısmında değerli eserler verir.
La Rochefoucauld’un mutluluğa giden yolda herkes için büyük bir taktik olma özelliği taşıyan sözü şu şekildedir;
Düşman isterseniz, dostlarınızı geçmeye çalışınız.
Dost isterseniz, bırakın onlar sizi geçsin…
La Rochefoucauld’un sözünü lütfen bir daha okuyunuz. Ne diyor; “Düşman isterseniz dostlarınızı geçmeye çalışınız. Dost isterseniz, bırakın onlar sizi geçsin…”
Bu müthiş sözü her şeye uyarlayabilirsiniz.
Siyasi rakiplerinizle olan çekişmelere, sportif mücadele halinde olduğunuz takımlara, eşinize - dostunuza, iş-okul-arkadaş çevrenize, kanka gibiyiz dediğiniz sırdaşlarınızın genel ruh haline yukarıdaki veciz söz çerçevesinde baktığınızda insanların zihnen ve kalben neden yorgun ve mutsuz olduklarını daha iyi görürsünüz.
İnsanlar başkalarını mutlu ve başarılı görmekten asla hazzetmiyorlar. Bir kor gibi içten içe kendilerini bitirip tüketenler daha ziyade kendilerinden çok başkalarına odaklananların arasından çıkıyor. Kıskançlık ve haset en yaygın beşeri kusur olarak insanlar üzerinde derin yaralar açmaya devam ediyor. Nimetlere nikmet muamelesi yapan bir ruh halinde yaşayan insanlar var…
Siz bakmayın La Rochefoucauld’un “Düşman isterseniz dostlarınızı geçmeye çalışınız. Dost isterseniz, bırakın onlar sizi geçsin…” dediğine…
Sizi haset edenleri çatlatmak ve onlara derin ıstırap yaşatmak istiyorsanız, işlerinizde başarılı, özel hayatınızda güçlü, mutlu bir görüntü vermeye devam ediniz. Varsın heder olsunlar. Ülke ne kaybeder ki…
Yok, ben onlara kıyamam, ben başarısız olayım, işlerim rast gitmesin, ama yeter ki dostlarım benim bu sünepe halimi görerek mutlu olsunlar diyorsanız o da tamamen sizin takdiriniz.
Bu tür etkilenmeler sadece bireysel ilişkilerde olmuyor, cemaat, parti, sosyal teşekkül gibi her türlü grup yapılanmalarında da kendini gösteriyor.
Ne dostlarımı üzeyim, ne de başarısız olayım ikilemi nasıl aşılabilir, bu konuda bir reçetesi olan var mı bilmiyorum. İnsanlar neden yazının girişinde örnek verdiğim kartal taktiği uygulamak zorunda kalsınlar ki…
Netice-i kelam, 2008’i geride bırakıp 2009’a girerken, maddi-manevi kar-zarar dengesi açısından artıda kalmanıza sağlayacak yeni bir yıl diliyorum.
2007 yılını Benazir Butto’ya yapılan suikast haberiyle uğurlamıştık. 2008’i de Filistin’de yaşanan dramla uğurluyoruz.
Birbirimizle uğraşmaya değil, bu tür makûs kaderleri ortadan kaldıracak odaklanmalara ihtiyacımız var.
2009 yılının başta kişisel yaşamımız olmak üzere ülkemiz ve insanlık için hayırlara vesile olmasını diliyorum. Rabbim bugünlerimizi aratmasın.
Yazımızı La Rochefoucauld’dan üç sözle bitirelim…
- İnsanların mutlulukları ya da mutsuzlukları, kaderin olduğu kadar karakterlerinin de eseridir.
- Eğer başkalarını aşağı görmeseydik başkalarının yüksekten bakmalarından yakınmazdık.
- Aldatılmanın en iyi yolu, kendini herkesten kurnaz sanmaktır.



