Negatif Giden Hayatınızı Nasıl Pozitife Çevirirsiniz ?
Hayatta en sevdiğin film ne diye sorsalar, herhalde hiç düşünmeden “Aile Babası” derim. Nicholas Cage’in oynadığı 2000 yılı yapımı olan bu filmi bugüne kadar hala seyretmediyseniz en kısa zamanda DVD’sini edinin derim. Peki bu filmi benim için özel kılan ne ? Hemen anlatayım. Nicholas Cage Wall Street’te işlem gören çok büyük bir şirketin yönetim kurulu başkanıdır. Herşeyin kendisi için yolunda gittiğini düşünürken bir yılbaşı gecesi evinde uykuya dalar. Uyandığında ise 1987’de çok sevdiği kız arkadaşıyla evli olduğu ve iki de çocuğu olduğu orta halli bir amerikan ailesinin reisi olarak bulur kendini. Sonrasında ise bunun bir düş olduğunu anlar ama ne yapsa da içinde bulunduğu bu yeni hayatından kurtulamaz ve sonrasında ise olaylar birbirini takip eder. Filmin en sonunda ise artık zengin olduğu yaşamına geri döner. Yani uyanır. Ama bu defa da karşısına içini kemiren başka bir soru çıkar. Acaba hayatım istediğim gibi mi gidiyor?
Filmde Nicholas Cage, aslında ideali olan hayatı yaşadığını sanırken, gördüğü kısa bir düş aslında ihtiyacı olanın daha insani ve sıradan şeyler olduğunu gösterdi. Sabahleyin işe gitmek için hazırlandığım sırada TV’yi açtım. Erzurum’da bir köyde muhabir kış hakkında röportaj yapıyordu. Köyde kar altında kar küremeye çalışan bir ablamıza sordular. İstanbul’da yaşayanlara buradan mesajın ne diye ? Verdiği cevap beni bir hayli düşündürdü. “Oradakiler bolluk ve imkan içindeler. İçinde bulundukları imkanları iyi değerlendirsinler, dedi”. Aslında burada düşündürücü olan oradaki insan ile buradakinin paradigma veya bir başka deyişle algı farkıydı. Oradaki TV’den elbette ki “buradaki ayakkabı ile yaşayan !!!” TV karakterlerini görüyordu. Bindikleri en kötü araba BMW olan, villada yaşayan. Koca koca holdingler yöneten zenginlikleri görüyordu. Malum ya bizim dizilerimiz insanımızın hep bu “zenginliklerine !!!” temas ediyordu. Şimdi kalkıp ta Erzurum’daki ablamız elbette ki İstanbul’un varoşlarını görecek değildi ya.. Fakat size bu enteresan gelebilir ama, bana göre o ablamızın yaşadığı köydeki imkanlarını karşılaştıracak olursak İstanbul’da yaşayanların çok önemli bir kısmı o ablamızın köyündekilerden daha rahat imkanlara sahipti. En azından burada birçok insanın tuvaleti hala evinin içinde. En azından buradaki birçok insan ulaşım için evinin önüne çıktığında imkanı varsa istediği yere gidiyor. En azından hastalandıklarında hastaneler her ilçede semtte bulunmakta. Ya o ablamızın yaşadığı dağ köyünde ! Şimdi kötü imkanlarda yaşadığını düşünenler bizi neden orasıyla karşılatırıyorsun, bizim de bu koca şehirde imkanlarımız kısıtlı diyebilir. Kendilerine göre haklı da olabilirler. Ancak burada vurgulamak istediğim şu. Eğer hepimiz nefes alan, beslenen, düşünen, utanan, kıyafet giyen, konuşan, duyan, acıyan, ümitlenen, heyecanlanan, ana baba olan veya evladı olan veya evlat olan birer “insan” isek eğer o ablamızda bizim gibi bu özelliklere sahipse, eğer o da bizim gibi bu hayatta yaşıyorsa ben elbette ki bu durumu onunla kıyaslarım. İçinde yaşadığı eksik imkanlardan dolayı bu defa o arkadaşlara o ablamızın suçu ne diye sorarım ? Siz büyükşehirde yaşamayı tercih ettiyseniz ve o orada yaşamayı tercih ettiyse onun suçu ne ?
Esasında bu konuyu çok uzatmak istemem. Ama benim anlatmaya çalıştığım içinde yaşadığınız ve elinde bulundurduğunuz imkanları yadsımayın. Yadırgamayın ve şükredin. Varoşunda da yaşasanız dağda yaşamadığınız için şükredin. Eviniz gecekondu bile olsa kapıdan çıktığınızda bir araç bulup bir yerlere gidebilme olanağınız olduğu için şükredin. Eviniz 2 odalı da olsa tuvaletiniz evinizin içinde olduğu için şükredin. Biliyorum sizden çok şey istiyorum ama hayata hep eksik tarafları sorgulayarak bakmayın. Benim bu imkanım yok veya şu eksik diye bakmayın. Bir de elinizde avucunuzda neler var, onları sorgulayın. Elinizdekilerle yaşam kalitenizi ne oranda artırırsınız, daha doğrusu mutluğunuzu nasıl artırırsınız ona bakın. Hayata bir tomar para veya altın bileziklerle bakmak bu hayatta size gerçek mutluluğu ne kadar getirir onu düşünün. Ya sahip olduğunuz zenginlikler içinizdeyse. Hiç düşündünüz mü ? Kardeşinizin, eşinizin, çocuğunuzun, ananızın, babanızın bir an için yanınızda olmadığını. Canınızdan çok sevdiğiniz akrabanızın bir anda yok olduğunu. Onsuzluğu.. Hiç düşündünüz mü ? Hala bu maili okuyabildiğiniz bir çift gözünüz olmadığını, duymadığınızı veya konuşamadığınızı veya yürüyemediğinizi.. Hiç düşündünüz mü ? Bu yazıyı okuduğunuza göre kendinizi geliştirmek istiyorsunuz elbette. Ya kendinizi geliştirmek istemseydiniz ? Bu hayata tamamen küsüp içe dönseydiniz. En ağır depresyona girip, en ağır tedavileri alsaydınız.. Size dünyaları verseler ve sizden sol elinizi isteseler verir misiniz ? Buna ben sol elimi veririm , bana yeter ki dünyaları versinler diyebilecek bir babayiğit var mı ?
Sizce Hikayenin en başında Nicholas Cage bir residence’ta uyuyakalınca neyi farketti. Ne kadar zengin olduğunu mu ? Yoksa aslında sahip olması gerekenlerin maddi şeylerden de öte bir şeyler olduğunu mu ? Sıcak ve küçük bir aile, sevgi ortamı; kardeşler, anne, baba mı?
Bakın bütün bu saydıklarımın ne anlama geldiğini kolaylıkla anlmanızı beklemiyorum. Ama ben ne zenginler tanıyorum ki milyar dolarlık serveti olup ta oksijen çadırında uykuya dalıyor; uykuda nefessiz kalmamak için veya ne zengiler gördüm ki, yaşamak için bir tas çorbadan başkasını yiyemiyorlardı ve ne zenginler gördüm ki evlatlarının zihinsel rahatsızlıkları yüzünden ellerinde bulunan imkanlardan bir dirhem bile olsa mutlu olamayan. Evladının durumuna üzüntüsünden kahrolan ve göçüp giden. Bütün bu saydıkalrıma rağmen hala içinde bulunduğunuz ortam, kriz ortamı sizi de mi üzüntüden kahrediyor. Siz de mi herşeyden şikayet edip bir tas çorbayla bile doyabilen midenize, en az 3 çeşit yemeği sokamamaktan mı şikayetçisiniz ? Veya soğuk havalarda giyebilmek için bir kabanınız varken, ikincisini alamamaktan mı şikayetçisiniz ? Biliyorum söylediklerim bazılarınızı üzdü, bazılarınızı düşündürdü ve bazılarınızında bana kızmasına neden oldu, biliyorum. Ama şunu farketmenizi/ farketmemizi istiyorum. Allah insanları basit bazı donanımlarla bile yaşayabilecek şekilde yarattıysa, neden imkanlarımızın TV’lerde gördüğümüz zengin ve şaşalı yaşantılar gibi olmasını diliyoruz. Biliyorum; bizim televizyonlarımız hergün kriz tellalığı yapıyor. Bizim bazı işadamlarımız “dünyadaki” krizi kullanarak elemanlarını çıkardılar ve bu durumu da kullandılar maalesef. Bir kısmınız işsiz kaldı bu yüzden de. Bütün bunları görüyorum ve biliyorum. Ama benim sizlere anlatmaya çalıştığım şey başka birşey. Biraz daha sabır. Biraz daha şükür. En son oturduğunuz sofrada yemeğe başlarken ne zaman şükrettiniz. Ne zaman o nimetler için şükrettiniz hatırlıyor musunuz ?
Allah’a çok şükür ki zayıf ve güçsüz bir ülkede yaşamıyorsunuz. Bunun için ne zaman şükrettiniz. Ya Filistinde olsaydınız da komşunuz İsrail olsaydı. Bir tören sırasında kafanıza 80 tane uçaktan bırakılmış füze yollasaydı. Bebekleriniz, kadınlarınız, çocuklarınız katledilseydi. Kim ister ki orada yaşamayı ! O kutunun içinde taşınan ve bombadan dolayı hayatını kaybetmiş bebekleri gördükçe kahroldum. Onlar için dua ettim ve gözlerim yaşardı. Sonra şükrettim ki henüz benim ülkem elden ayaktan düşmüş zayıf bir ülke değil dedim, çok şükür dedim. Ama bugün çok güçlü olan ve yıkılmaz, dünyanın bir numaralı ülkesi, en zengini, best, number one, denilen ABD’yi de görünce bu defa da o düşündüğüm şeyle ilgili bir daha düşündüm. Öyleyse dedim ve içinde bulunduğumuz duruma şükredelim. Zira Allah bizlere zenginken yoksulluğu, yoksulken zenginliği verir dedim. Zenginken üzüntüyü, fakirken mutluluğu verir dedim. Yani öyle başkalarının sandığının aksine mutluluk maddi kazançlarla olmuyor dedim, kendi kendime..
İşte hayatınızın negatife gittiğini, gittikçe fakirleştiğinizi, imkanlarınızın kısıtlandığını, perişan olduğunuzu, depresyona girdiğinizi, ruhunuzun daraldığını, şiddetli geçimsizlikleriniz olduğunu düşünüyorsanız bu yazdıklarımı tekrar okumanızı öneririm. Bu hayatta sahip olamadıklarınız için üzülebilirsiniz. Allah Hayırlısını versin. Ama Bu hayatta sahip olduklarınız için şükredin. Özellikle de sahip olduğunuz tüm insani, duygular, akrabalar, eş ve çocuklar için...Ya da şikayet edip, kendinizi tüketmeye devam edin. Ta ki elinizdekilerin değerini anlayana kadar..
Psik.Dan.Selçuk Arıcı
İnsan Kaynakları Uzmanı
selcukarici@gmail.com
Filmde Nicholas Cage, aslında ideali olan hayatı yaşadığını sanırken, gördüğü kısa bir düş aslında ihtiyacı olanın daha insani ve sıradan şeyler olduğunu gösterdi. Sabahleyin işe gitmek için hazırlandığım sırada TV’yi açtım. Erzurum’da bir köyde muhabir kış hakkında röportaj yapıyordu. Köyde kar altında kar küremeye çalışan bir ablamıza sordular. İstanbul’da yaşayanlara buradan mesajın ne diye ? Verdiği cevap beni bir hayli düşündürdü. “Oradakiler bolluk ve imkan içindeler. İçinde bulundukları imkanları iyi değerlendirsinler, dedi”. Aslında burada düşündürücü olan oradaki insan ile buradakinin paradigma veya bir başka deyişle algı farkıydı. Oradaki TV’den elbette ki “buradaki ayakkabı ile yaşayan !!!” TV karakterlerini görüyordu. Bindikleri en kötü araba BMW olan, villada yaşayan. Koca koca holdingler yöneten zenginlikleri görüyordu. Malum ya bizim dizilerimiz insanımızın hep bu “zenginliklerine !!!” temas ediyordu. Şimdi kalkıp ta Erzurum’daki ablamız elbette ki İstanbul’un varoşlarını görecek değildi ya.. Fakat size bu enteresan gelebilir ama, bana göre o ablamızın yaşadığı köydeki imkanlarını karşılaştıracak olursak İstanbul’da yaşayanların çok önemli bir kısmı o ablamızın köyündekilerden daha rahat imkanlara sahipti. En azından burada birçok insanın tuvaleti hala evinin içinde. En azından buradaki birçok insan ulaşım için evinin önüne çıktığında imkanı varsa istediği yere gidiyor. En azından hastalandıklarında hastaneler her ilçede semtte bulunmakta. Ya o ablamızın yaşadığı dağ köyünde ! Şimdi kötü imkanlarda yaşadığını düşünenler bizi neden orasıyla karşılatırıyorsun, bizim de bu koca şehirde imkanlarımız kısıtlı diyebilir. Kendilerine göre haklı da olabilirler. Ancak burada vurgulamak istediğim şu. Eğer hepimiz nefes alan, beslenen, düşünen, utanan, kıyafet giyen, konuşan, duyan, acıyan, ümitlenen, heyecanlanan, ana baba olan veya evladı olan veya evlat olan birer “insan” isek eğer o ablamızda bizim gibi bu özelliklere sahipse, eğer o da bizim gibi bu hayatta yaşıyorsa ben elbette ki bu durumu onunla kıyaslarım. İçinde yaşadığı eksik imkanlardan dolayı bu defa o arkadaşlara o ablamızın suçu ne diye sorarım ? Siz büyükşehirde yaşamayı tercih ettiyseniz ve o orada yaşamayı tercih ettiyse onun suçu ne ?
Esasında bu konuyu çok uzatmak istemem. Ama benim anlatmaya çalıştığım içinde yaşadığınız ve elinde bulundurduğunuz imkanları yadsımayın. Yadırgamayın ve şükredin. Varoşunda da yaşasanız dağda yaşamadığınız için şükredin. Eviniz gecekondu bile olsa kapıdan çıktığınızda bir araç bulup bir yerlere gidebilme olanağınız olduğu için şükredin. Eviniz 2 odalı da olsa tuvaletiniz evinizin içinde olduğu için şükredin. Biliyorum sizden çok şey istiyorum ama hayata hep eksik tarafları sorgulayarak bakmayın. Benim bu imkanım yok veya şu eksik diye bakmayın. Bir de elinizde avucunuzda neler var, onları sorgulayın. Elinizdekilerle yaşam kalitenizi ne oranda artırırsınız, daha doğrusu mutluğunuzu nasıl artırırsınız ona bakın. Hayata bir tomar para veya altın bileziklerle bakmak bu hayatta size gerçek mutluluğu ne kadar getirir onu düşünün. Ya sahip olduğunuz zenginlikler içinizdeyse. Hiç düşündünüz mü ? Kardeşinizin, eşinizin, çocuğunuzun, ananızın, babanızın bir an için yanınızda olmadığını. Canınızdan çok sevdiğiniz akrabanızın bir anda yok olduğunu. Onsuzluğu.. Hiç düşündünüz mü ? Hala bu maili okuyabildiğiniz bir çift gözünüz olmadığını, duymadığınızı veya konuşamadığınızı veya yürüyemediğinizi.. Hiç düşündünüz mü ? Bu yazıyı okuduğunuza göre kendinizi geliştirmek istiyorsunuz elbette. Ya kendinizi geliştirmek istemseydiniz ? Bu hayata tamamen küsüp içe dönseydiniz. En ağır depresyona girip, en ağır tedavileri alsaydınız.. Size dünyaları verseler ve sizden sol elinizi isteseler verir misiniz ? Buna ben sol elimi veririm , bana yeter ki dünyaları versinler diyebilecek bir babayiğit var mı ?
Sizce Hikayenin en başında Nicholas Cage bir residence’ta uyuyakalınca neyi farketti. Ne kadar zengin olduğunu mu ? Yoksa aslında sahip olması gerekenlerin maddi şeylerden de öte bir şeyler olduğunu mu ? Sıcak ve küçük bir aile, sevgi ortamı; kardeşler, anne, baba mı?
Bakın bütün bu saydıklarımın ne anlama geldiğini kolaylıkla anlmanızı beklemiyorum. Ama ben ne zenginler tanıyorum ki milyar dolarlık serveti olup ta oksijen çadırında uykuya dalıyor; uykuda nefessiz kalmamak için veya ne zengiler gördüm ki, yaşamak için bir tas çorbadan başkasını yiyemiyorlardı ve ne zenginler gördüm ki evlatlarının zihinsel rahatsızlıkları yüzünden ellerinde bulunan imkanlardan bir dirhem bile olsa mutlu olamayan. Evladının durumuna üzüntüsünden kahrolan ve göçüp giden. Bütün bu saydıkalrıma rağmen hala içinde bulunduğunuz ortam, kriz ortamı sizi de mi üzüntüden kahrediyor. Siz de mi herşeyden şikayet edip bir tas çorbayla bile doyabilen midenize, en az 3 çeşit yemeği sokamamaktan mı şikayetçisiniz ? Veya soğuk havalarda giyebilmek için bir kabanınız varken, ikincisini alamamaktan mı şikayetçisiniz ? Biliyorum söylediklerim bazılarınızı üzdü, bazılarınızı düşündürdü ve bazılarınızında bana kızmasına neden oldu, biliyorum. Ama şunu farketmenizi/ farketmemizi istiyorum. Allah insanları basit bazı donanımlarla bile yaşayabilecek şekilde yarattıysa, neden imkanlarımızın TV’lerde gördüğümüz zengin ve şaşalı yaşantılar gibi olmasını diliyoruz. Biliyorum; bizim televizyonlarımız hergün kriz tellalığı yapıyor. Bizim bazı işadamlarımız “dünyadaki” krizi kullanarak elemanlarını çıkardılar ve bu durumu da kullandılar maalesef. Bir kısmınız işsiz kaldı bu yüzden de. Bütün bunları görüyorum ve biliyorum. Ama benim sizlere anlatmaya çalıştığım şey başka birşey. Biraz daha sabır. Biraz daha şükür. En son oturduğunuz sofrada yemeğe başlarken ne zaman şükrettiniz. Ne zaman o nimetler için şükrettiniz hatırlıyor musunuz ?
Allah’a çok şükür ki zayıf ve güçsüz bir ülkede yaşamıyorsunuz. Bunun için ne zaman şükrettiniz. Ya Filistinde olsaydınız da komşunuz İsrail olsaydı. Bir tören sırasında kafanıza 80 tane uçaktan bırakılmış füze yollasaydı. Bebekleriniz, kadınlarınız, çocuklarınız katledilseydi. Kim ister ki orada yaşamayı ! O kutunun içinde taşınan ve bombadan dolayı hayatını kaybetmiş bebekleri gördükçe kahroldum. Onlar için dua ettim ve gözlerim yaşardı. Sonra şükrettim ki henüz benim ülkem elden ayaktan düşmüş zayıf bir ülke değil dedim, çok şükür dedim. Ama bugün çok güçlü olan ve yıkılmaz, dünyanın bir numaralı ülkesi, en zengini, best, number one, denilen ABD’yi de görünce bu defa da o düşündüğüm şeyle ilgili bir daha düşündüm. Öyleyse dedim ve içinde bulunduğumuz duruma şükredelim. Zira Allah bizlere zenginken yoksulluğu, yoksulken zenginliği verir dedim. Zenginken üzüntüyü, fakirken mutluluğu verir dedim. Yani öyle başkalarının sandığının aksine mutluluk maddi kazançlarla olmuyor dedim, kendi kendime..
İşte hayatınızın negatife gittiğini, gittikçe fakirleştiğinizi, imkanlarınızın kısıtlandığını, perişan olduğunuzu, depresyona girdiğinizi, ruhunuzun daraldığını, şiddetli geçimsizlikleriniz olduğunu düşünüyorsanız bu yazdıklarımı tekrar okumanızı öneririm. Bu hayatta sahip olamadıklarınız için üzülebilirsiniz. Allah Hayırlısını versin. Ama Bu hayatta sahip olduklarınız için şükredin. Özellikle de sahip olduğunuz tüm insani, duygular, akrabalar, eş ve çocuklar için...Ya da şikayet edip, kendinizi tüketmeye devam edin. Ta ki elinizdekilerin değerini anlayana kadar..
Psik.Dan.Selçuk Arıcı
İnsan Kaynakları Uzmanı
selcukarici@gmail.com











