Hedefteki Muhalifler mi Çeteler mi!
Uzun süredir ülke gündemini meşgul etmekte olan Ergenekon Davası basından yansıdığı kadarıyla adım adım trajik komediye dönüşmekte! Öyle ki; Adamlar sıranın kendilerine geleceğini bile bile bir takım örgütsel dökümanları ve krokileri kolayca bulunabilecek şekilde yanlarında bulundurmaktalar. Kimi çalışmakta olduğu işyerindeki ofisinde, kimi evinde, kimi bilmem neresinde muhafaza etmekte! Sahi, bu kadar aptal olabilirler mi? Bir hukuki sürecin böylesine içler acısı şekilde tezahür etmesinin faturası, ileriki zamanlarda mutlaka kesilecektir. Benim asıl merak ettiğim ise bu faturayı kimlerin(!)keseceği konusudur. Faturayı kesecek olan; her türlü çeteleşmenin önüne geçmeyi başarmış ve demokrasiyi kurumlaştırabilmiş bir Türkiye mi yoksa geçmişte de örneklerine sıkça rastladığımız İngiliz sömürge politikaları mı olacak? Grekoromen güreşte bir teknik vardır;Rakibiniz sizi yere atmıştır ve tuş edebilmek için üzerinizde debelenmektedir.
Her iki koltuğunuzun altından kollarını geçirmiş ve ellerini ensenizde birleştirerek sizi belli bir yöne doğru bastırmaktadır. Boynunuzun kırılmak üzere olduğunu hissedersiniz. Rakibinizin bastırdığı istikamette hareket etme zarureti ile karşı karşıyasınızdır. Bu zorunlu hareket sırtüstü gelmenize ve tuş olmanıza yol açacak gibi görünmektedir. İşte bu noktada bir karşı teknik ile içinde bulunduğunuz zor durumdan kurtulabileceğiniz gibi rakibinizi alt etmeniz de mümkündür. Yapacağınız tek şey; koltuklarınızın altından geçmekte olan ve rakibinizin gücü ile hareket etmeye zorlandığınız istikametteki kolu koltuğunuz ile sıkıştırıp rakibinize yardımcı olacak şekilde aynı istikamette baskı yapmaktır. Rakibinizi kendi gücü ile alt etmek üzeresiniz! Siz sırt üstü dönerken rakibiniz kolunu kurtaramayacağından o da sizinle birlikte fakat sizin altınızda kalacak şekilde dönmek zorunda kalacaktır. Böylece artık rakibiniz sırt üstü yerde siz ise onun üstünde bir pozisyondasınız. Güreş örneği ile anlatmak istediğim; Türk halkı olarak hangi pencereden baktığımızı ve ne gördüğümüzü tarif etmek yerine, hiçbir şeyin görüldüğü gibi olmadığını ve kaygılarımız nedeniyle oluşan bütün reflekslerimizin bizi tuş olmaya biraz daha yaklaştırdığını vurgulamaktır. İnançları konusunda hassas olan Türk Halkı yine inançları ile tuş edilmek mi istenmektedir! Seçimlere çok az bir zaman kaldı. Şimdilerde ne siyasilerin yolsuzlukları ne de boğazına kadar pisliğe bulaşmış belediye başkanları gündemde. Kanal 7 hakkındaki suçlamalar ve Deniz Feneri konusu da unutulmuş görünüyor. Geçmişte de meşhur Mercümek olayı vardı. Banka hortumlamaları, Jet Fadıl, Yimpaş, Kombassan gibi kamuoyunu meşgul etmiş gündemler unutuldu gitti!AB sürecinde yaşanan garabetler ve Kıbrıs konusu belli ki rafa kaldırılmış ve akışına bırakılmış. Kuzey Irak yapılanması ise sadece bakar kör haleti ile izlenmekte. Medyada yaygın bir görüş olarak Büyük Orta Doğu Projesinin (B.O.P) iflas ettiği yönünde açıklamalar gırla gitmekte. Oysa; Türkiye Cumhuriyeti için de yıkım olacak bu proje son aşamasına gelmiş bulunmaktadır. İsrail’in Gazze’de uygulamaya soktuğu insanlık dışı katliamları da bölge ülkelerinin toplumsal yapılarında travma yaratmak suretiyle bazı gelişmeleri perdelemek amaçlıdır. Ergenekon süreci de benzer bir görüntü sergilemektedir. Hükümetin muhalifleri susturma aracı olarak kullanılmasının yanı sıra, nihai ideolojik hedefe taşıyacak bir kalkan vazifesi de görmektedir. Güçler ayrılığı ile görev ve yetki alanları belirlenmiş yargı görevini yerine getirirken, kamuoyu oluşturma konusunda deneyimli bir kısım medyaya gizli bilgilerin servis ediliyor olması başka nasıl izah edebili ki? Hukukun üstünlüğü hukukçularca içselleştirilmiş olan bir ülkede Ergenekon Davası bu şekilde mi yürütülmeliydi? Ne siyasiler bu hukuki sürecin tarafı olmalıydı ne de hukuk adına hukuksuzluk girişimleri yaşanmalıydı. Bir dava yürütülürken o davaya neredeyse ana kaynak olan birinin uluslar arası anlaşmalara dayanılarak hukuki yollarla Türkiye’ye getirilmemiş olması ciddi şüpheler uyandırmaktadır. Kaldı ki bu kişinin (Tuncay Güney) bağlantıları araştırılarak bir sonuca da ulaşılmamıştır! Sokaktaki insan Tuncay Güney ile Fetullah Gülen arasındaki ilişkileri konuşmakta, şüphelerini dile getirmektedir. Şimdilik söylenti sayılabilecek bu şüpheleri Tuncay Güney’in bazı yaklaşımları aslında doğrular nitelikte. Devlet televizyonu olan TRT2’de baş konuk olarak katıldığı programda Tuncay Güney’in verdiği bir tepki vardı ki görülmeye değerdi. Anlık refleks ile Fetullah Gülen ve okullarını savunması elbette dikkatlerden kaçmadı. Her konuşmasında kendisini gizemli kılacak türden sınırlı ve imalı açıklamalar yapması aslında onun ruh halini de ele vermekte. Bütün bunları görünce doğal olarak Tuncay Güney kimdir diye insanlar merak ediyor. Nasıl olmuş da çuvallarla(!)bilgi ve belge kendisine ulaşabilmiş? Bazıları için bir telefon görüşmesi dahi Ergenekoncu olarak suçlanmaya yeterli iken, dava ile bu kadar iç içe olan birisi Kanada yetkililerine Türkiye’ye teslim edilmesi için neden başvurulmamaktadır? Daha önemlisi; Aylardır Ergenekon zanlısı olarak tutuklu bulunan insanlardan suçsuz oldukları gerekçesiyle serbest bırakılacaklara, onca süre tutuklu kalmalarının hesabını kim ve ne şekilde verecek! Basına yansıyan iddialara göre Türk Silahlı Kuvvetlerinde üst düzey görevlerde bulunmuş neredeyse bütün komutanlar Ergenekon ile ilişkilendirilmekte. Bu durumu nasıl ve neye yormalı!Bazı şüphelere göre Ergenekon dediğimiz örgütlenme, gerçekte var olmayan ve uluslararası istihbarat birimlerinin tertiplediği bir oluşum. Bazılarına göre ise tarikat güdümlü cumhuriyet karşıtlarının mesnetsiz suçlamaları. Tüm kamuoyu Ergenekon davasının sonucunu merak etmekte. Bekleyip göreceğiz…











