Ey İsrail'in Tanrısı, unutma senden büyük Gazze’nin Rabbi var!
İsrail uçakları 27 Aralık Cumartesi günü Gazze'ye öldürücü hava akınları düzenledi. İsrailli yetkililere göre hedeflenen yerler güya, Hamas'ın ve onun silahlı güçlerinin kumanda merkezleriydi. Bugünün bilânçosu 1270'ten fazla ölü ve binlerce yaralı oldu.
3 haftalık katliam sonunda İsrail başbakanı Olmert tek taraflı ateşkes kararı aldı. Bu kararırın tek sebebi ise, üç haftadan beri gece gündüz demeden Gazze'yi bombardıman altında tutan askerleri için bir dinlenme, istirahat düşüncesi yatıyor. Askerler biraz tatil yapıp, dinlendikten sonra katliama kaldıkları yerden devam edecekler. Eminim ki onlar da piknik alanlarına koşup, görevi devralan arkadaşlarının Gazzeli sivil halka yapacakları vahşeti, ellerinde çerez ve şampanyalarla izleyeceklerdir.
Tam olarak saldırılar durmasa bile, kısmen de olsa geri çekilme olacakmış. Bir haber ajansından okuduğuma göre İsrailli askerler, Gazze direnişi karşısında ve nereden çıkacağı belli olmayan direnişçiler yüzünden psikolojik sorunlar yaşıyorlarmış. Hatta korkudan altına kaçıran askerler, avlanmaya çıktıkları zaman altlarını bağlayıp öyle avlarının peşine düşüyorlarmış. Ne kadar aciz ve zavallı bir toplum oldukları ve ölümden ne derece korktukları bundan belli oluyor. Onların yaptığı bu boy gösterisi, sadece korkaklığın üzerine çekilmiş bir maskeden ibaret.
Kur’an’ın bizlere bildirdiği ayetler, İsrailoğullarının tarih sahnesinde her zaman azgın bir toplum olarak yer aldığı vurgulamaktadır. Kendi peygamberlerine dahi işkence yaparak, katledecek kadar vahşi, acımasız olan bu toplum; şimdilerde ise Filistinlilerin başında büyük bir bela ve musibet.
Bu katliam şimdilerde gündeme damgasını vursa da, bilinen bir gerçek var ki, o da bu soykırımın yaklaşık 60 yıldır devam ediyor olmasıdır. Dünya gündemine bu kıyım, İsrail-Hamas savaşı olarak damgasını vurdu. Oysaki bundan 60 yıl önce Hamas denen bir İslami Hareket yoktu!
Üç haftadan beri, sürekli dünya gündemini meşgul eden bu saldırılar, tüm gerçekçiliğiyle gözler önüne serildiğinde, bunun İsrail-Hamas savaşının değil de, bir inanç-sistem-ırkçılık savaşı olduğu görülüyor. Onların Tanrısının kendilerine vaat ettiği toprakların hükümranlığını elde etmek için, bu yolda yapılan tüm katliamların mübah olduğunun telkinindeler. Onlar için öldürmek ibadet, Filistinlileri topraklarından temizleyip atmak ise, büyük bir sevaptır. Zira bunun adına savaş demek bile doğru değildir. Ülkeler arası savaşlarda bile, belli kural ve yasalar vardır. Siyonist güçlerin Gazze’ye uyguladığı strateji gösteriyor ki, bunun adı savaş değil, bir soykırım vahşetidir.
Amos Harel, Haaretz gazetesinin sitesinde “IAF strike on Gaza is Israel's of 'shock and awe'” başlıklı bir yazıya imza atıyor.
“Cumartesi sabahı 11.30'da Güney sınırı boyunca başlayan olaylar İsrail'le Hamas arasındaki bir savaşa çok benziyor. Uluslararası topluluk, düşmanlıkları durdurmak için bir müdahalede bulunmadan önce, şiddetin nerede (coğrafi olarak) ve ne kadar süreceğini söylemek zor. İsrail'in açılış ateşi 'cerrahi' bir operasyon ya da sınırlı bir vuruş değil. Bu, bu toprakların 1967'de gördüklerinden sonra Gazze'ye yapılan en şiddetli saldırı.”(timeturk’ten alıntı)
Batılı birçok yazarın kaleminden Gazze’ye dair yazılar döküldü. Aşağıda alıntı yapacağım bu yazıların sadece başlıklarından bile, vicdan sahibi olan her insanın, batılı olsun olmasın İsrail’in bu saldırısı karşısında nasıl tepki verdiklerini gösteriyor. Yapılan bu vahşetin karşısında batı bile şaşkın ve afallamış durumda. Tabii ki, birkaç medyatik sima bütün bir batıyı temsil etmese de; içlerinden aklıselim sahiplerinin tepkisiz kalmaması, bir nebze de olsa beni sevindiriyor. Bunun, batının kendi savaşı olduğunu da unutmamak gerekiyor.
Pascual Serrano, yazının başlığı: Gazze katliamının ardından: Batılı olmanın utancı
Alain Gresh: Gazze, “şok ve dehşet”
Robert Fisk: Sivil kanı Batı’nın da eline bulaştı, diyor ve devam ediyor:
İsrail'in iki BM okulunda sivilleri öldürmesi savaş suçu; bu vahşet Hamas'ın elinden çıksaydı, neler neler demezdik. Yalanlarla üstü örtülen önceki katliamları eleştirenlerse, en kötü iftiraya uğrayıp anti-Semitik olmakla suçlandı. Batı sivil ölümleri karşısında sustukça Arap öfkesi dinmez.
Yukarıda alıntı yaptıklarım, yazılan onlarca yazılardan sadece birkaçı. Roberk Fisk’in de dediği gibi, İsrail’in işlediği bu savaş suçunu, şayet Müslüman bir ülke işlemiş olsaydı, bütün resmi örgütler harekete geçip, işlenen bu suçu cezasız bırakmazlardı; fakat suçu işleyen kendilerinden biri olunca, yapmacık bir tepkiden öteye gitmediler. Bu da gösteriyor ki Fikret Başkaya’nın dediği gibi: Naif, hanyayı/konyayı bilmekten aciz kimileri, neden ABD, Avrupa ve Birleşmiş Milletler [BM] Siyonist rejimi durdurmak için harekete geçmiyor diye yakınıyor, hayıflanıyor... Eğer siyonist İsrail devletinin ABD ve Avrupa olduğunu bilselerdi, bu tür hezeyanlara ve kuruntulara da kapılmazlardı. Sayın Fikret Başkaya’ya hak vermemek elde değil.
Gazze katliamı için çok şey yazıldı ve çizildi. Âcizane benim de söyleyecek bir çift sözüm olduğu için bu yazıyı yazma gereksimi duydum. Biliyorum yazı oldukça uzadı; ama affınıza sığınarak son sözleri Sonja Karkar’ın son yazısından yaptığım alıntıyla bitirmek istiyorum. Umudumuz odur ki, bir gün bu vahşetin bitmesi ve bu yapılan katliamların hesabını soracak Selahaddin’lerin kıyama kalkmasıdır.
"Sakın, Allah’ı zalimlerin yaptıklarından habersiz sanma! Ancak, Allah onları(cezalandırmayı),korkudan gözlerin dışarı fırlayacağı bir güne erteliyor." İbrahim Suresi 42.Ayet
Ey İsrail'in Tanrısı, unutma, senden büyük Gazze’nin Rabbi var!
Sonja Karkar: İsrail’in Savaş Köpekleri:
İsrail'in savaş köpekleri bir süredir kan için ulumaktaydı. Avlarının izini açgözlü bir tutkuyla sürüyorlardı; açlıktan gözlerini döndürense yiyecek değil katletmeye hazırlandıkları Filistinlilerdi. Şimdi köpek sürüsü dişlerini göstererek ve hırlayarak Gazze için çemberi daraltıyor, yandaşları ise kirli işlerini gökyüzünden halletmekte. Onlara göre kadın ve çocukların kanı, onları savunan erkeklerinkiyle aynı kokuyor. Yahudi Soykırımı'ndan bu yana üretilen kavramlar şunlar: Tanrı'nın tasarımı, medeniyetler çatışması, “terörle savaş.” Temel insan hakları ve adalet kavramlarını reddeden ve demokrasi, güvenlik ve özgürlük kisvesiyle insanların cesetleri üzerinde öttürülen savaş borularını tekrar tekrar duyuyoruz. Ve utanç verici bir biçimde Arap dünyasının ikiyüzlü, namert yardakçıları bir kenarda oturup insanların kurban edilişinin yönettikleri kukla devletlerin gerçek efendilerini yatıştırmasını umuyorlar. Pontius Pilatus gibi, dindar zırvalar vaaz ederek 60 yıllık suç ortaklığının ellerine bulaşmış kirini yıkıyorlar; aslında yalnızca kendi zayıf ve döküntü iktidar koltuklarının derdindeler. Tarihten ne kadar da az ders alındı; her halükarda şu görülebilirdi: Eğer birisinin hayatı feda edilebiliyorsa, diğerlerinin ki de edilebilir. Başkalarının da zamanı gelecek; ancak bu, kandan ırmaklar Gazze denizine dökülene kadar gerçekleşmeyecek.











